Türkiye’de Gazetecilik - Prof. Dr. Ümit Atabek

1992-2018 Yılları Arasında Yayımlanmış Makaleler Üzerine Bir İnceleme

Türkçe gazetecilik literatürü oldukça güçlüdür ve tarihi 1960’lı yıllara kadar uzanmaktadır. Bu alanda hakemli akademik dergi sayısı sınırlı olsa da çok sayıda makalenin gazetecilik alanının birçok farklı yönünü kapsadığı görülmektedir. Bu makale, seçilmiş beş akademik dergi üzerinden Türkçe gazetecilik literatürünün nasıl dönüştüğünü incelemektedir. Toplam 558 makale için yapılan bibliyometrik analiz sonucuna göre tek yazarlı makaleler en geniş grubu oluşturmakta ve makalelerde en çok Türkçe kaynaklara atıfta bulunulmaktadır. Ayrıca, makalelerin çoğunda yöntem konusunun yeterince açık olarak belirtilmediği görülmektedir. Buna karşın, genç ve üretken yeni akademisyenler kuşağının Türkçe gazetecilik literatürünün kalitesini yakın gelecekte iyileştireceği öngörülmektedir.

Türkiye’de yayımlanan beş akademik dergide gazetecilik alanında yayımlanmış 558 makalenin analizinin yapıldığı bu çalışmada, Türkçe gazetecilik literatürünün genel bir görünümü ortaya konmaya çalışılmıştır. ULAKBİM veri tabanında endekslenen ve son yıllarda düzenli olarak yayımlanan beş dergi (Akdeniz İletişim, İleti-ş-im, İletişim: Kuram ve Araştırma, İstanbul İletişim ve Selçuk İletişim) örnekleme alınmış olup bu dergilerde yayımlanan toplam 2383 makaleden 558’inin gazetecilik alanıyla ilgili olduğu belirlenerek kodlama yapılmıştır. Bu bağlamda, “Türkiye’de gazetecilik literatürünün genel bibliyometrik özellikleri nedir?” ve “Türkiye’de gazetecilik literatürünün genel bibliyometrik özellikleri 1992-2018 yılları arasında nasıl değişmiştir?” şeklindeki iki araştırma sorumuza yanıt aranması amaçlanmıştır. Yöntem bölümünde de değindiğimiz gibi araştırmamızın literatürü oluşturan kaynaklardan sadece makaleleri ele alması, tarihsel olarak kapsamın 1992 yılından itibaren başlatılması ve bibliyometrik analiz unsurlarının tümünün içerilmemesi şeklindeki üç sınırlılığının aşılması şüphesiz yeni çalışmaları gerektirmektedir.

Akademik literatürün temel unsurları olan kitapların, tezlerin ve bildirilerin de içerildiği bir çalışmanın daha ayrıntılı sonuçlar vereceği açıktır. Bu durumda, özellikle kitaplar açısından kapsamın daha önceki tarihlere uzatılması olanaklı olacaktır. Ayrıca atıflar konusunda, atıf yapanlar ve yapılanlar arasında ortaya çıkacak kişisel ve kurumsal ağların saptanması ve analizi büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda akademik gündemde önem kazanan ilişkisel yaklaşımların gazetecilik literatürü açısından da uygulanabilmesinin heyecan verici olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’deki iletişim akademisyenlerinin oluşturduğu ağların saptanması ve analizi konularının, yeni kuşak akademisyenlerin araştırma gündemlerinde yer bulacağını umuyoruz. Çalışmamızda ele alınan 558 makalenin yarısından çoğunun ana konusu haber ve genel gazeteciliktir. En çok kullanılan yöntemler olarak içerik ve söylem analizi yöntemleri öne çıkmaktadır.

Gazetecilik alanındaki akademisyenlerin büyük çoğunluğu tek ve iki yazarlı olarak makalelerini yayımlamışlardır, üç ve dört yazarlı makaleler çok az sayıdadır. Makalelerin büyük çoğunluğu yardımcı doçent ve araştırma görevlisi unvanlı  Akdeniz İletişim Dergisi 729 Türkiye’de Gazetecilik Literatürü:1992-2018 Yılları Arasında Yayımlanmış Makaleler Üzerine Bir İnceleme akademisyenler tarafından yayımlanmıştır. Makaleler çoğunlukla akademisyenlerin kendi çalıştıkları kurumlar tarafından yayımlanan dergilerde yayımlanmışlardır, ancak bu durum giderek değişmektedir. Türkçe kaynaklara yapılan atıf, yabancı kaynaklara yapılan atıftan daha fazladır, ancak bu durum da son yıllarda değişmektedir. En çok atıf yapılan kaynak türleri kitap ve makalelerdir ve internet kaynaklarına atıf son yıllarda artmıştır. Alanla ilgili en çok makalenin İstanbul İletişim dergisinde yayımlanması, alanla ilgili en çok yayın yapan üç yazarın kurumunun İstanbul Üniversitesi olması ve alanla ilgili en çok yayın yapılan kurumun yine İstanbul Üniversitesi olması, Türkiye’de gazetecilik alanındaki akademik kurumlar arasında İstanbul Üniversitesi’nin belirli bir ağırlığı olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Türkiye’de ilk gazetecilik eğitiminin İstanbul Üniversitesi’nde başlamış olması bu yorumu destekler niteliktedir. Ancak, özellikle ilk yıllarda bu dergide yayımlanan makalelerin niteliği konusunda önemli sorunlar bulanmaktadır. Çok sayıda makalede hiç bir kaynağa referans verilmemiş olması, makalelerin akademik niteliği bakımından olumsuz bir göstergedir. Öte yandan, İstanbul İletişim dergisinde, özellikle 2000 yılına kadar olan dönemde, makale başına referans verilen kaynak sayısı oldukça düşüktür. Ayrıca, en çok makale yayımlayan ilk üç sıradaki yazarlar İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mensubu olup incelediğimiz beş dergiden sadece bu dergide yayın yapmışlardır. Benzer şekilde, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mensuplarının bu dergide yayın yapma oranları diğer dergilere göre çok yüksektir. Bu bulgular, derginin yayın kıstasları açısından sorunlu bir durumun göstergesi olarak yorumlanabilir. Ancak, bu olumsuz durum özellikle son yıllarda değişmiş, bu dergi yöntem, yazar çeşitliliği ve atıflar açısından çok daha nitelikli makaleler yayımlamaya başlamıştır. Öte yandan, birçok makalede nicel ya da nitel her hangi bir yöntemin kullanılmamış olması, hatta birçoğunda yöntemden hiç söz edilmemesi, makalelerin genel niteliklerinin yüksek olduğunu söylememizi güçleştirmektedir. Ancak, son yıllarda yapılan yayınlarda, yöntem konusunun önemsendiği, referans verilen kaynak sayılarında artış bulunduğu, ortak yazarlı çalışmaların yaygınlaştığı ve akademik metin yazma kurallarına daha çok uyulduğu gözlenmektedir. Bu ise, gazetecilik alanına ilişkin daha gelişmiş ve düzeyli bir Türkçe literatürün oluşma potansiyelinin bulunduğuna işaret etmektedir. Tüm bu değerlendirmeler göstermektedir ki, son yıllarda Türkiye’deki iletişim alanındaki dergilerde akademik metin yazma kurallarına uyma, yöntem, araştırma tasarımı, yazar çeşitliliği ve atıflar gibi bakımlardan önemli gelişmeler olmuştur. Bu ise, genç ve üretken yeni akademisyenler kuşağının Türkçe gazetecilik literatürünün kalitesini yakın gelecekte daha da iyileştireceği yönündeki öngörümüzün başlıca nedenidir.

Paylaş