Şair-Yazar Şükrü Erbaş BİG'e konuştu...

Şevin Semiz ile “Edebiyata Dair”

Söyleşi: Şevin Semiz

Fotoğraf: Mahmut Turgut

Okuyucularına verdiği değerle bilinen, açık yürekli ve edebiyatımızın yaşayan devlerinden Şair-Yazar Şükrü Erbaş, Büyük İstanbul Gazetesi yazarlarımızdan Şevin Semiz'e konuştu. İşte o söyleşi.

Şiir yazarken, en çok yoğunlaştığınız kavramlar nelerdir? En çok neye odaklanırsınız?

İnsanın bilinçaltı ve beş duyusu, kendisine rağmen çalışır durur ama bilinçli hali, yazmak için neye odaklanmışsa, aşk, ayrılık, ölüm, zaman acısı, arzu, heves... yalnızca ona odaklanır. O yaşantının kalbinde açtığı yaraya, o yaranın hallerine, hayal hanesinin neler gördüğüne, düşündüğüne... eğer böyle olmazsa şiir yerine, başı sonu olmayan, dağınık, savruk, anlamsız bir söz yığını ile biz de dağılır gideriz.

Hayalini kurduğunuz ama bir türlü sözcüklere dökemediğiniz oldu mu?

Olmaz olur mu... yazmaya her oturduğumuz yaşantı, bizim hayal ettiğimiz gibi gitmez bazen. Tıkanır kalırız. Yazdığımızın kalbimizdekini karşılamadığını görürüz. O biriken neyse bizde henüz olgunlaşmamıştır. Bizim dil dağarcığımız yetersiz kalmıştır. Tabii ki her yazdığımızı şiir sanmıyorsak, ayet sanmıyorsak, bu çok olağan bir haldir.

Yazmasaydınız hayatınız boyunca bunun eksikliğini yaşar mıydınız?

Olmayan bir şeyin eksikliği olmaz ki... yazmasaydım, böyle bir boşluk oluşmazdı. Dolayısıyla oluşmamış şeyin de eksikliği olmazdı. Şiirin dışında ne yapıyorsam onu yapmaya, onu hayatımın merkezi yapmaya devam eder giderdim.

Sizi tek bir şiirle hatırlamak isteselerdi bu hangisi olurdu?

Tolstoy, “romanımda ne anlatmak istediğimi sorarsanız, o romanı baştan sona yeniden yazmam gerekirdi” der. Böyle bir şiirim yok. Bazı şiirleri zaman zaman öne çıksa da, şair yazdığı tüm şiirlerinden oluşan bir insandır. Size nasıl tutup bir parçasını veremezse, bir şiirini de “şu” diye gösteremez.

Hayatın zorlukları mıdır sizi yazmaya iten yoksa duygular mı?

Bizim duygularımız hayatın kalbimizde, aklımızda, hayal hanemizde uyandırdığı heyecanlardır. İnsanın duyguları göklerden bir vahiy gibi inmez kalbine. İçinde çırpındığı dünya onu bize bağışlar. Acı olarak bağışlar, öfke olarak, arzu olarak, korku olarak, sevinç olarak... biz bu biriken heyecanlarla, yaşadığımız hayata karşı bambaşka bir hayat kurarak kendimize ve o hayata sunarız. Bak, deriz, böyle de bir dünya mümkün.

Duygularınızın çok yakın olduğunu düşündüğünüz yazar ve şair var mı?

O kadar çok ki... bizim ve dünyanın bütün büyük şairleri, iyi şairleri, önemli şairleri... isim saymaya başlayınca bir dünya insana haksızlık olacak. Ama yine de, daha önce pek çok kez sıraladığım gibi... Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Nâzım, Dağlarca, Necatigil, Cansever, Uyar, Cemal Süreya, Ritsos, Neruda, Hafız, Sadi, Aragon, Yeats, Withman... uzar gider bu liste. Hepsi de benim başöğretmenlerimdir.

Bir şeyler yazdıktan sonra sizde bıraktığı duygu?

Tanımlanamaz bir haz. Anlaşılabilir bir korku. Açıklanamaz bir mahcubiyet. Tuhaf bir dinginlik. Sessizce hayata teşekkür etmek. İncecik bir sızı. Belki de kısaca, bilmiyorum, demek gerek.

İnsanın acısını insan alır sözünüzden yola çıkarak, insan olmasaydı sadece doğaya şiir yazar mıydınız?

İnsan olmasaydı ben de olmazdım, değil mi... Bize şiir esinleyecek kimse olmazdı. Doğaya yazılan her şiir, doğadan söz eden her şiir, onu insanlaştırma girişimidir. Ağacı, yağmuru, kuşları, börtü-böceği konuşturmadan, onu sevemezdik, şiirini yazamazdık onların. Eğer bir fantezi olarak söyleyeceksek, elbette yazardım.

Paylaş