İletişimin İnce Hastalığı

Adnan Deniz ile "Bu Pazar" Konuk: Prof. Dr. Suat Gezgin

Bir akşamüstü güneş göğünden yavaş yavaş çekilirken Beyazıt’taki İstanbul İletişim Fakültesinin tarihe tanıklık eden dar koridorlarından geçtiğinizde karşılıklı dizilmiş bilgi odalarını karıştırmadıysanız “iletişim ustası” bir tarih gezginine denk gelirsiniz. Güneşten boşalan görevi devralacak bu isme ulaşmadan hemen önce koridorun sağında ve solunda bekleyen birçok isim selamlayacak sizleri, gözlerinizin içine bakarak ve yüreklerinize dokunarak. “Hoş geldiniz” diyecekler kendi lisanlarınca ve derin bir üslupla. Tam o sırada tarih akacak bir yanınızdan, bir yanınızdan ise hatıralar…

Duvarlara asılı eski gazete sayfalarını görünce gözleriniz maziye takılacak ve manşetlerle adım adım yürüyeceksiniz geçmişten günümüze. Orhan Pamuk o koridorlarda yazdı Benim Adım Kırmızı’yı. Uğur Dündar orada çekti Arena’yı. Yavuz Turgul orada yarattı Tosun Paşa’yı, Çiçek Abbas’ı, Eşkiya’yı, Gönül Yarası’nı. Zeki Demirkubuz orada hayat verdi Masumiyet’e, Yazgı’ya. Metin Serezli orada anlattı Almanya’dan Bir Yar Gelir’i. Şevket Altuğ orada canlandırdı Gülen Gözler’i. O koridorlarda ders verdi “ilk iletişim öğrencilerine” Abdi İpekçi, Burhan Felek, Cevat Fehmi Başkurt, Doğan Heper, Ecvet Güresin, Kenan Akın, Muhsin Ertuğrul, Şükrü Baban ve Tayfun Akgüner… Şükran Soner o koridorlarda yazdı ilk işçi haberlerini. Esra Ceyhan’la A’dan Z’ye o koridorlarda kurgulandı. Onur Akın orada besteledi Yağmur Yüreklim’i. Ayşe Arman orada yazdı en güzel röportajlarını. Kadir Çöpdemir radyoya ilk sesi bu koridorlardan duyurdu tüm Türkiye’ye. Doğan Hızlan burada işledi Edebiyat Dönencesi’ni. Ve nihayet Başkan Sedat Simavi, İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar’a işte bu “tarihi koridor” kurulsun diye yazacaktı o gizemli mektubunu. Derken çoktan varmış olacaksınız aradığınız “gezginin” yanı başına. “O iletişim ustası” birazdan sizi tarihi o dar koridorlardan başlatarak sınırı olmayan bir dünyada en uzun “iletişim yolculuğuna” çıkaracak, yolculuk tamamlandığında ise elinize bir reçete verecektir. “İletişimsizlik hastalığına dair” ibaresini okuduğunuz reçetenizi sakın ha kaybetmeyin!

17.yüzyılın önde gelen şahsiyetlerinden Evliya Çelebi’yi görür gibi oluyorum o koridordan her geçtiğimde. Bu muteber şahsiyet gibi 50 yıl dünyayı gezmiş ve yaşadıklarından edindiği deneyimleri heybesinde öğrencileri için biriktirmiş “fedakâr” bir isimdir Prof. Dr. Suat Gezgin. Onun insanca kurgulanmış eşsiz dünyasında bilime bir ömür adanmış, iletişime dair her şey yeniden tanımlanmıştır. İşte bu eşsiz dünyaya konuk olacak olmanın heyecanıyla hocamızın tarif edilen kapısının önüne vardığımızda bir gayri tabiilik hissediyoruz. Kapısının ardına kadar açık olduğunu görünce şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz.

İnsanlık tarihinden bu yana bütün kırık kalplerin “baş kaynağı” iletişimsizlik hastalığının henüz bir tedavisi bulunamamışken, biz bir umut daha besleyip güneşi dünyaya bir kez daha davet ediyoruz! Cennet bahçesi dünyayı cehenneme çeviren “iletişimsizliğin” asıl sebeplerini ve buna çözüm olabilecek mucize bir çareyi konuşmak üzere kolları sıvamışken sözümüzün boyunu çok aşmadan asıl sözü iletişimin üstadına bırakıyoruz…