Gökçeada'sız Türkiye Olmaz!

Gökçeada Belediye Başkanı Ünal Çetin, Deniz Kuruş'a konuştu...

Gökçeada veya eski adıyla İmroz Çanakkale’nin bir ilçesi ve Türkiye'nin en büyük adasıdır. Ülkemizde özellikle son yıllarda turizmin göz bebeği olan ada hakkında Belediye Başkanı Ünal Çetin ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Önemli bir turizm bölgesi olan Gökçeada pandemi sürecini nasıl yönetti?

Öncelikle pandemi sürecinde Gökçeada Devlet Hastanesinde çalışan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Süreci gerçekten çok iyi yönettik. Kriz olacak nitelikte bir sorun ile karşılaşmadık ama tabii Çanakkale’de özellikle vaka sayısının çok arttığı dönemlerde bizim de vaka sayımız artmıştı. Sağlık çalışanlarımızın çok erken müdahaleleri teması olanları tespit edip onları karantinaya almalarıyla Gökçeada bu konuda gerçekten şanslıydı. Arkadaşlarımız çok cefakârca çalıştılar ve konuyla alakalı sonucunu müspet anlamda gördük.

Adadaki kentleşme ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

Gökçeada'nın yüzyıllardır süre gelen bir mimari dokusu var. Bu mimari dokuda Gökçeada'da yaşayan Rum vatandaşlarımızın köylerinde belirgin bir şekilde ortaya konulmuş. O dönemlerde hiçbir şekilde teknik eleman yok iken mimar, mühendis ve inşaatçı yok iken bile mevcut kendi ustalıklarıyla komşuluk ilişkilerine bile saygısızlık etmeksizin burada iklim koşullarına en uygun yapılanmaları hayata geçirebilmişler. Bizim ülkemizde ise imar ve yapılaşma ile alakalı herkesin kendi bütçesi oranında bir yapılaşma hayali var. Mesela 3194 sayılı imar kanunu. Bu imar kanunu Hakkâri için de aynı kanun Kars için de aynı kanun, Konya için de aynı kanun, Edirne için de aynı kanun, Gökçeada için de aynı kanun, fakat her yerin iklim koşulları, yaşam standartları ve sosyokültürel ekonomik koşulları farklı. Siz Türkiye için tek bir kanun çıkarıyorsunuz 3194 sayılı imar kanunu ve Türkiye'nin tamamında bunu uygulayacaksınız diyorsunuz. Gökçeada'da tabii bu sadece bir binayı temel alıp çatısının kapanmasına kadar süreç olarak değerlendirilmiyor çünkü öncesinde şehir planlamacılarının yapmış olduğu bir planlama var. Planlamalardan başlayan yanlışlar ile birlikte Gökçeada'da son dönemde bina estetiği açısından sorunlu binalar ile karşılaştık ve bunun ardından Gökçeada'da bir estetik kurulu kurduk.

Bu estetik kurumda Şehir Planlamacısı Melike Hanım, Mimar Ümit Bey, Harita Mühendisi Servet Bey ve Sanat Tarihçisi Merve Hanım bulunuyor. Bütün mimari projeler belediyeden ruhsat kesilmeden önce bu estetik kurulu tarafından inceleniyor. Mimar arkadaşın çizmiş olduğu projeyi en estetik Gökçeada'ya en uygun hale getirebilecek görüş ve önerilerimizi sunuyoruz. Bizim ülkemizde ne yazık ki şöyle bir durum var, insanlar bir bütünü düşündüklerinde her şeyi eleştirirken iş kendi özeline geldiği zaman çok bencil oluyorlar. Bu sefer de siz kısıtladığınız vakit ''Başkanım bana mı böyle? '' diye soruyorlar. Aslında bunun temel sorunu sadece kentleşme ile alakalı değil. Çevre temizliğinden tutun sokak hayvanlarına kadar bütün insanların bireysellikten çıkıp daha çok çevre, doğa ve toplu yaşam konusunda ortak kültür kazanmaları gerektiğine inanıyorum. Bu konuda da ciddi bir eğitim problemimiz var. Kitle turizmi kirletiyor. Örnek verirsek karavan ve çadır turizmi yapanlar Gökçeada'nın muhtelif yerlerine çadırları ile gidip bir tatil yapmaya çalışıyorlar ama 3 veya 4 gün içerisinde bütün yiyip içtikleri çöpleri oraya bırakıp terk ediyorlar. 297 kilometrelik bir adada daha sonra onların bıraktığı çöpleri toplamak çalışanlar açısından gerçekten çok zor oluyor. Tabii ki bizim görevimiz veya toplayamıyorsak bizim eksiğimiz ama daha ziyadesiyle çöpleri kaldırmaktan çok, o çöpleri bırakmamayı öğretmemiz gerekiyor. Ülkemizde de ne yazık ki bu konuda bir eğitim problemi var.

Yani bir bilinçsizlik hâkim öyle mi?

Bir bilinçsizlik hâkim ve bizim toplumumuz çok bireyselci olmaya başladı. Kendi işi ile alakalı olarak çok acımasız ama genel anlamda her konuyu bilen ve eleştiren bir yaklaşım tarzları var.

Gökçeada Belediyesinin müsilaja karşı tavrı ne şekilde oldu?

Müsilaj Marmara Denizi kaynaklı olmakla birlikte bizi de etkiledi. Şuna çok seviniyoruz su altı habitatını çok fazla etkilemedi ama Türkiye'de temizliği ve berraklığı ile ün yapmış Gökçeada'nın denizi bu sene bulanıktı. Müsilaj ilk ülkenin gündemine oturduğunda Türkiye'de bu alanda uzman 9 profesörü davet ederek Gökçeada’da da bir panel tertip ettik. Müsilaj konusundaki nedenleri, denizleri ve deniz habitatını koruyabilmek adına nasıl bir yol izlememiz gerektiğini tartıştık. Bu panelin ardından yapılması gerekenler kapsamında 14 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınladık. Tarım Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı dahil olmak üzere bütün bakanlıklara bu konuyla ilgili neler yapılması gerektiğini sunduk. Mesela Marmara Denizine dökülen Ergene Nehrinin sanayi atıklarıyla birlikte bu tür bir müsilaja sebebiyet verdiğini söyledik. Denizin derinliklerinde artık oksijenin tükendiğini ve denizdeki canlılar ciddi bir risk teşkil ettiğini sunduk. Uzun yıllar Gökçeada'da yaşayan birisi olarak söyleyebilirim ki sadece, müsilaj değil biz bir kere denizlerimizde ki zenginliklerimizi bitirmeye başladık. Özellikle trol ve ışıkla avcılık yapan gırgır teknelerine kota getirilmesi gerektiği ve Gökçeada'nın zaman zaman balık avcılığı konusunda koruma altına alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bunun sebebi yıllardır adamızda balık türünün zenginliği ile övünürken bazı balık türlerinin neslinin Gökçeada'da artık tükenmeye başladığını düşünüyoruz. Ülkemizde acımasız bir sistem var. Gerçekten çok güçlü teknelerle, makinalarla ve cihazlarla yapılıyor. Sadece bugün itibarıyla müsilaj, karşımıza çıkan bir gerçekti fakat 10 sene 20 sene sonra şöyle bir gerçeklik ile karşı karşıya kalabiliriz, denizlerimizde artık balık kalmamış ve gelecek nesil için balık tüketimi bir lüks. Gökçeada'da Kuzu Limanı’nda Kaleköy'de kıyıdan bir olta atsanız kupa dediğimiz, melenur dediğimiz, karagöz dediğimiz balıkları her yerde yakalama şansınız vardı. Ne yazık ki artık bu türleri az önce ifade ettiğim nedenlerden dolayı yakalamayı bırak göremiyoruz bile. Bugün itibarıyla bu acımasızlığı yapan insanoğlunun bazı gerçekleri görmesi gerekiyor. Gelecek çocukları veya torunları için denizlerdeki avcılık ve balıkların korunması adına radikal kararlar alınması icap ediyor.

Gökçeada'nın turizm açısından 5 yıl sonrasını nasıl görüyorsunuz?

5 yıl sonra insanların Gökçeada'ya gittiklerinde sağlıklı besinleri bulabilecekleri bir yer olarak görüyorum.

Gökçeada'da kutlanan Panagia diğer adıyla Meryem Ana Panayırı, Rum bayramı eşliğinde kültürel birliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu Gökçeada için bir zenginlik olarak görüyorum ve yıllarca bu kültürel birlikteliğin devam etmesi için, her türlü desteği vereceğimi ifade etmek istiyorum. Ben de Rum vatandaşlarımızın dini günlerinde hep yanlarında olmaya çalışıyorum. Gökçeada'da ayını zamanda Rum azınlık okulu açıldı. İlkokul, ortaokul ve lise. Bu eğitim kurumlarının ihtiyaçlarını yerel yönetim olarak elimizden geldiğince karşılamaya çalışıyoruz. Dünyada millet ve inanç noktasında bunların artık konuşulmasının bile abesle iştigal olduğunu düşünüyorum. Bütün dünyada bakılması gereken tek bir hususun insan olması gerektiğine inanıyorum. İnsanlar inançları itibarıyla, kendilerini nerede mutlu hissediyorlarsa orada bulunabilme özgürlüklerini onlara tanımamız gerektiğine inanıyorum.

Paylaş